Röportaj Serisi- Bölüm 2
Filistin'de Oyuncu Olmak
DOF Tiyatro (DT) ekibinin Filistinli tiyatro oyuncularıyla gerçekleştirdiği bu röportaj
işgal ve şiddet koşullarında tiyatronun anlamını, zorluklarını ve direnişle kurduğu bağı
görünür kılmayı amaçlamaktadır.
(Röportaj, DT ekibinden Yasin Yürekli’nin moderatörlüğünde Mısra Athena Özkan, Cantuğ Yavuz,
Nazlı Erman ve Türkü Kırantepe’nin soruları ile ilerlemektedir.)
Röportajın ikinci bölümünde DT Ekibi’nin sorularıyla Motasem ve Murtada, hastane
clownu olarak hastalar ve çalışanlarla kurdukları derin bağlarla korkuyu nasıl
yendiklerini, Filistin tiyatrosunun geçmişini ve mevcut koşullardaki gelişimini, uğradıkları
sansürü ve maruz kaldıkları baskıyı, toplumsal cinsiyetin işgal altındaki yansımalarını
aktarıyorlar.
Tanışma
DT-Yasin: Tekrar merhaba. Türkiye ve Filistin arasında bir köprü kurmayı
amaçladığımız bu röportaj serisinde deneyimlerimizi paylaşmayı, birbirimizi anlamayı ve
dayanışmayı büyütmeyi istiyoruz.
Bir önceki bölümde Motasem’le yaşam hikâyesini, gündelik deneyimlerini ve zorlu
koşullarda tiyatro yoluyla verdiği mücadeleyi konuştuk. Bir diğer katılımcımız Murtada.
Murtada sen de kendini tanıtır mısın?
Murtada: Herkese merhaba. Ben Murtada. Türkçe’de Murtaza. 30 yaşındayım.
Filistinliyim, orada doğup büyüdüm. Dört yıldır Kopenhag’da yaşıyorum. Kopenhag’da
Jacque Lecoq tiyatrosunda çalışıyorum. Fiziksel tiyatro yapıyorum. Bazen sirkte
çalışıyorum. Çoğunlukla hastane clownluğu yapıyor, hastanelere gidip insanları
güldürüyorum.
Kahkahanın Gücü: Hastane Koridorlarında Korkuyu Yenmek
DT-Türkü: Murtada ve Motasem, ikiniz de hastane clownluğu yapıyorsunuz. Hastane
clownlığının sizde ve seyircinin üzerinde nasıl bir etkisi var?
Motasem: Hastane clownluğu benim için yaşadığımı hissetmenin bir yolu. İnsanlarla
bağ kuruyorum, o anda içimde gelişen tepkileri yansıtıyorum. Bunu yapma gücünü
insanlardan anlık olarak alabiliyorum. Hastane c yaparken başarmak istediğimiz
bazı şeyler var. Orada sayısız hikâyeyle karşılaşıyorsunuz; kontrol noktalarının yarattığı
gerginlik bir yana, hastanede çalışmak daha duygusal bir durum. İnsanlarla
iletişimim, clown karakterim zamanla değişiyor. Gerilim, kaygı ve korkuyu hafifletmek
için dönüşüyorum. Clown (Palyaço) olmanın yolunu daha çok insana gerçekten
önemsendiklerini hissettirerek bulmaya başladım. İzleyicilerden aldığım tepkiler çok
yoğun. Gülmeye ihtiyaçları var ve gülmek istiyorlar. Bizi görmediklerinde özlüyorlar,
nasıl olduğumuzu merak ediyorlar. Bu iş insanlarla daha derin bağlar kurmamı
sağlıyor diyebilirim.
Murtada: Bence kahkaha yük boşaltmak (deşarj) demek. Filistin’de korku, stres gibi çok
fazla duygu var şuan. Güçlü olmak için yetiştirildik. Ağlamayız ama gülmemize izin var.
Çevremizde bu kadar saçmalık yaşanırken, hala gülebilmemizin sebebi budur. Bu insanlar
çok az şeye sahipken nasıl gülebiliyorlar diye düşünebilirsiniz. Hala gülüyoruz, çünkü
korkuyu yenebilmek için kullandığımız araç, çevremizde yaşananları tiye alabilmek.
Hastane clownluğu yaparken, izleyenlere bana gülmeleri için bir şans yaratıyorum çünkü
ben bir clown’um. Hata yapabilirim; insanlar bana gülebilir, hatta bundan çok
memnun olurum. “Bu sizin zamanınız, gülün, lütfen gülün” derim. Gülerlerse daha
fazlasını yaparım, yeter ki gülmeye devam etsinler. Gülüşler gelince aradaki
bariyerler düşer; karşınızdaki kişiyi gerçekten görürsünüz. Bu işi seviyorum; inanılmaz
bir insani yardım çalışması ve kesinlikle izleyicilerle aramızda bir bağ oluşturuyor.
Ayrıca bir şeyi tiye aldığımda, onu bir ölçüde kontrol etmiş olurum. Sınır köprüleri
kontrolümde olmayabilir ama onu tiye alma gücüne sahibim ve bu beni duruma karşı
üstün hale getiriyor.
Gelenekten Deneysele: Filistin’de Tiyatro Dili Arayışı
DT-Athena: Geleneksel Filistin tiyatrosu ve hikaye anlatı teknikleri ile ilişkili bir soru
sormak istiyorum. Üniversitede hangi yöntemlerle çalıştınız? Şimdi eğitmen ve yönetmen
olarak hangi tekniklerden ilham alıyorsunuz?
Motasem: Genel olarak Filistin’de klasik Arap–Filistin tiyatrosu hâlâ sürüyor. Okullarda,
küçük gruplarda sıklıkla sahneleniyor ve halk tarafından seviliyor. Ama ben alternatif ve
deneyseli tercih ederek farklı bir tarafta duruyorum. Eğitimim sırasında çok sayıda
atölyeye katıldım, festivallerde performansçı olarak yer aldım. Sonrasında Özgürlük
Tiyatrosu’ndaki eğitimim yolumu kesin olarak deneysel tarafa yöneltti. Gerçekten
özgün ve Filistin’e özgü bir araç yaratmaya çalışıyoruz. Hikâye anlatımı, çağdaş
dans kullanıyoruz, bütün tiyatro okullarını ya da oyunculuk biçimlerini —Grotowski,
Brecht — deniyoruz. Kendi yolumuzu bulmaya, bu karışımı nasıl yapabileceğimizi,
sahnede kendi yolumuzu nasıl oluşturabileceğimizi araştırıyoruz. Çok sayıda
performans sanatı atölyesine katılarak farklı tiyatro türlerini denedim. Fiziksel
tiyatroyu, hikâye anlatımını, gerçekçi ögeleri, çağdaş dansı birleştirmeye çalışıyorum.
Bu benim sanat yolum için deneysel bir yaklaşım. Teknik, sahne tasarımı, hepsini bu
kapsamda değerlendiriyorum.
Şu anda bir metin yazıyorum. Napoli’deki tiyatro öğrencileriyle Kasım ayında Fransa’da
son bir oturum yapmıştık. Onlar için bir mezuniyet oyunu hazırlamaya başladık. Ben de
yazmaya, onlarla beyin fırtınası yapmaya başladım, Sophokles’in Antigone’sinde karar
kıldık. Grupla bu fikir üzerine çalıştık ve doğaçlamalar yaptılar. Şimdi sahneleme eskizini
(storyboard) bitirdim. Sahnede sürekli hareketin olduğu daha dinamik bir yönetim tarzı
üzerine düşünüyorum. Farklı temaları yeni bir şekilde harmanlayarak, eşzamanlı geçişler
çalışıyoruz. Geleneksel ögelerden bahsedecek olursam, halk danslarından “dabke” (el ele
tutuşup yaptığımız bir dans), geleneksel hikaye anlatımı ve önemli bir öge olarak şarkılar
var.
DT- Cantuğ: Filistin’de Antigone üzerine çalışıyormuşsunuz. Merak ediyorum, sizin için
Kreon kim?
Motasem: İsrail’in korkunç eylemleri insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş şeyler.
Yunan tiyatrosu çalışırken gördüm ki, Antigone en trajik oyun. Kardeşine gömülme
hakkı vermek için direnen bir kadının hikâyesi. Gazze’de ve Filistin’de insanlar öldürülüp
morglarda, hapishanelerde, buzdolaplarında tutuluyor. Gazze’de sokakta kemiklerini
gördüğümüz insanlar var. Filistinli yazar Walid Duqqa da bu konuda çok şey anlattı.
Sophokles bu oyunu yazdı ama biz “Filistinli Antigone”yi nasıl yazacağız? Bunu tarihe
nasıl koyacağız? Bu sorularla yola çıktım. Ben bu oyunla, binlerce yıl önce yazılmış
trajediyi bugünkü Gazze ile birleştirip geleceğe aktarmak istiyorum. 100 yıl sonra insanlar
Filistin’deki bu işgali ve katliamları bilsin diye her görüntüyü, her hikâyeyi tarihe not
düşmek istiyorum. Antigone’yi seçme sebebim bu.
Tiyatroyla Hayatta Kalmak, Sansür ve Baskı
DT-Yasin: Hükümet tiyatrosu, belediye tiyatrosu, şehir tiyatrosu gibi kurumlarınız var
mı? Devletten veya başka finansal kaynaklardan destek alıyor musunuz? Ayrıca oyuncular
için sendikanız var mı, birbirinizi tanıyor, iş birliği yapıyor musunuz? Kısaca, tiyatro
insanı olarak nasıl hayatta kalıyorsunuz?
Motasem: Sanatçılar birbirini tanıyor ama örgütlü bir birlik yok. Belediyeler bir şeyler
yapmaya çalışsa da sistemli bir sanat politikası bulunmuyor. Kültür Bakanlığı 10 bin
dolarlık başvurular gibi küçük fonlar açıyor. Binlerce kişi başvuruyor ve bu fonları
çoğunlukla “tanıdık” olanların aldığını biliyoruz. Filistin’deki sanatçılar genelde Arap veya
Filistinli fon sağlayıcılardan destek bulmaya çalışıyor. Çünkü Avrupa veya Amerikan
fonları hem daha zor hale geldi hem de sanatçılardan baskı yaratan şartlar talep ediyorlar.
Örneğin, “Bu projede teröristlerle çalışmayacaksınız” şeklinde belgeler imzalatıyorlar.
Terörist olarak tanımladıkları kişiler İsrail ordusu tarafından aile üyesi öldürülen, hapiste
olan veya bir şekilde İsrail ile sorunu olan herhangi bir Filistinli oluyor. Filistin’de her
ailenin bir kaybı veya hapiste yakını var. Biz bu kısıtı kabul etmiyoruz. Sorun şu ki, birçok
tiyatro şirketi ve kültürel organizasyon bu fonlara güveniyordu. Bunları reddettiğimizde
işler daha da zorlaştı. Şimdi Arap ve Filistinli fon sağlayıcılarla çalışmaya çalışıyoruz ama
bu da çok fazla başvuru ve bürokrasi gerektiriyor. Seyirciden bilet parası alma kültürü
neredeyse yok. Şimdi bu fikri yerleştirmeye çalışıyoruz. 1, 2 dolar gibi bilet fiyatı
uygulamalarıyla insanların sanata destek vermenin normal olduğunu kabul etmelerini
sağlamak istiyoruz. Son olarak, Özgürlük Tiyatrosu için bir marka yaratmaya çalıştık.
Filistin tişörtleri bastırıp satmaya ve buradan elde edilen gelirle performans, eğitim veya
atölye yapmaya çalışıyoruz.
DT-Yasin: Filistin’de sansür nasıl işliyor? Hükümetin sanatçılar üzerinde baskısı var mı?
Örneğin, dayatılan kurallar var mı ve bu kurallara uymadığınızda hapse atılma riskiniz var mı?
Motasem: Burada İsrail’den çok söz ettiğimde kimi zaman “sus” diye doğrudan tehdit
aldığım oldu. Filistin’de yaşamın başka bir katmanı daha var. Filistin Yönetimi’nin işgalin
aracı gibi çalıştığını düşündüğüm oluyor. İsrail tüm Filistin’i işgal etmiş durumda ve BatıŞeria’yı
fiilen kontrol ediyor. Oslo Antlaşması’ndan beri bu denetim hem hükümet hem
de toplum düzeyinde daha da pekişti. Bir havaalanımız yok, olamıyor, dış ticaret
yapamıyoruz; çünkü tüm geçişler İsrail’in kontrolünde. Hatta Filistin Yönetimi’nin en
temel gelir kaynağı İsrail’in topladığı vergiler. Dahası, Filistin Yönetimi sık sık “İsrail’i
Filistinli savaşçılardan koruduklarını” söylüyorlar. Bu yılın başında Cenin Kampı’na önce
Filistin Yönetimi girdi, ardından sanki vardiya değiştirir gibi İsrail ordusu işgali devraldı.
Benim ailem de bundan doğrudan etkilendi. Babam, İsrail hapishanelerindeki Filistinli
mahkûmların avukatıydı; defalarca gözaltına alındı. Kardeşim de aynı şekilde dört–beş
kez hapse atıldı. Yöntemleri İsrail ordusunu andırıyor; maskelerle eve giriyor, kapıyı
patlatıyor, bağırarak içeri dalıyorlar. 2017 ya da 2018’de Ramallah’ta sahnelediğim bir
oyunun ardından, seyirciler arasında bulunan bazı görevliler yanıma gelip “Ne
söyleyeceğini bilmelisin, dikkat et!” diye açıkça uyardılar.
Toplumsal Cinsiyetin İşgaldeki Yüzü
DT-Athena: Toplumsal cinsiyet üzerine bir sorum var. Filistin tiyatrosunda kadınların ve
queer kişilerin görünürlüğü nedir? Siyonist propagandada en çok kullanılan
argümanlardan birinin “Eğer queer’sen öldürülürsün, kadınsan hayatın çok zor”
olduğunu görüyoruz. Bu konudaki gözleminiz nedir?
Motasem: Filistin’de kadın yalnızca kadın değildir, çok önemli bir değer taşır. Kadına
gerçekten büyük saygı duyulur. Mesela kocasını 20 yıl hapiste bekleyen kadınlar var. Bu
küçümsenecek bir şey değil. Benim annem de böyleydi. Bu yüzden ona daha nazik
olmaya çalışıyorum. Çünkü biz erkek-kadın hepimiz işgal altında yaşıyoruz. Ama farkında
olmamız gereken şey, bu baskıyı çocuklarımıza taşımamamız gerektiği. Filistin’de
oyuncular, yönetmenler, sirk sanatçıları vs. büyük bir sanatçı topluluğu var. Ben şu anda
Cenin’den kadın meslektaşlarımla çalışıyorum. Üniversitede ders veriyorum, kadın
oyuncular da var. Seyirci de artık sahnede kadın oyuncuları kabul etmeye başladı. Sokakta
oynadığımız oyunlarda yanımızda kadın oyuncular vardı. Tabii ki her toplumda olduğu
gibi kötü örnekler duyabilirsiniz ama bu toplam nüfusun yüzde 1’idir. Siyonist
propaganda ise sanki tüm toplum böyleymiş gibi yansıtıyor.
Murtada: Ben de şunları eklemek istiyorum: İstanbul ile başka bir Anadolu şehrinin
farkı gibi, Filistin’in de şehirden şehre farklılıkları var. Ramallah’ta queer ve eşitlik
konularına daha açık bir yaklaşım var. Ama hiçbir yerde kimsenin hayatı tehdit altında
değil. Şahsen böyle bir şey duymadım.
DT-Yasin: LGBT+ sanatçıları tanıyor musunuz? Sahnede yer alabiliyorlar mı, seyirci
tavrı nasıl?
Motasem: Bu çok zor bir konu. Açık konuşmak gerekirse, toplum bu konuyu hiç kabul
etmiyor. Eşcinsel veya lezbiyen olan birçok kişi var ama çoğu Filistin’i terk etti. Çünkü
burada özgürce yaşamaları çok zor. Bu Arap-Filistinli kültüründe hâlâ bir “kırmızı çizgi”.
Murtada: Bence bu durum dine de çok bağlı. O yüzden kabullenmek çok zor ve bazen
uçlara kayıyor.
DT-Nazlı: Yakın zamanda David Glass’ın bir atölyesine katıldım. Atölye “insani
değerleri yıkılan modern toplum içerisinde nasıl bir yeniden doğuş hayal edersiniz?”
sorusu ile başladı. O sırada Taksim Onur Yürüyüşü sebebiyle kapalıydı. Bastırılmış
duygularımıza şaşırmış olacak ki David: “Bu çağın öfkeli sanatçılara ihtiyacı var” dedi.
Şimdi ne demek istediğini biraz daha anlıyorum.
Motasem: Belki öfkeliyim, belki de değilim, bilmiyorum. Şunu biliyorum ki burada
olmaktan mutluyum.
Son Söz
DT-Yasin: Paylaştığınız tüm bilgiler için teşekkürler. Bu buluşmalar yeni başladı ve
Filistin’deki farklı topluluklarla devam edeceğiz. Umarım bu zorlu koşulların karşısında
birlikte durabilir, hikayelerimizi paylaşmak için birbirimize destek olacak yollar bulabiliriz.
Metin Düzenleme: Cansu Pazvantoğlu